Yaban mersini, asidik toprağı seven bir tür. İstanbul’un Beykoz’dan Şile’ye uzanan ilçeleri, bu özelliğiyle adeta doğal bir laboratuvar. Parıldar, “Kentin coğrafi yüzölçümünün yüzde 15,8’i tarım arazisi. 869 bin dekardan oluşan bu alan, metropol kimliğine rağmen tarımsal çeşitliliğiyle dikkat çekiyor” diyor. Pendik’teki 55 dekarlık pilot bahçede ise 15 yaşındaki çalılarla 3-5 yaş arası genç fidanlar bir arada yetişiyor. Zamanın getirdiği deneyim, verimi artırıyor: 3 yaşındaki bir çalı ekonomik seviyeye ulaşamazken, 6. yıldan itibaren dekara ekstra 100-200 kg katkı sağlıyor.
Erkenci ve geç olgunlaşan çeşitlerin eş zamanlı ekimi, hasat takvimini genişletiyor. Ayhan Demir, 60 bin metrekarelik alanda 5 farklı tür yetiştirdiklerini ve hasadı haziran başında başlayıp temmuz sonuna kadar sürdürdüklerini anlatıyor. “Bu strateji, piyasada ani fiyat düşüşlerini önlüyor ve sürdürülebilir tedarik sağlıyor” diyor Demir.
Türkiye’de yılda 6 bin tondan fazla yaban mersini üretiliyor. Bunun büyük kısmı, Fransa’dan Rusya’ya 20+ ülkeye ihraç ediliyor. Demir’e göre, iç talep o kadar hızlı artıyor ki “Bugünkü üretim miktarının 2-3 katı alanın ekilmesi gerekiyor”. Devletin genç çiftçi destekleri, bu açığı kapatmak için bir fırsat olarak sunuluyor.
Parıldar, “İstanbul, sadece bir metropol değil; aynı zamanda verimli bir tarım kenti” vurgusu yapıyor. 3-5 yıl içinde Pendik’teki bahçenin veriminin 60 tona ulaşması bekleniyor. Bu büyüme, kentin kronik trafik ve beton görüntüsünün ardında saklı kalmış bir gerçeği ortaya çıkarıyor: İstanbul’un geleceği, köprülerden çok toprağın altındaki köklerinde saklı.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!