Şehirlerin sadece taş ve topraktan ibaret olmadığı, her birinin geçmişten günümüze taşınan bir hafızanın, kültürün ve medeniyet birikiminin taşıyıcısı olduğu gerçeği, Şırnak'ın tarihî kökleri üzerine yeniden düşünülmesini gerektirir. Acaba bugünkü Şırnak, kaynaklarda adı geçen Semânîn veya bazı rivayetlerde geçen Şehr-i Nûh'un devamı olabilir mi? Bu sorunun cevabını bulmak için,Islamic coğrafyacıları ve tarihçilerinin yazdıklarına göz atmak gerekir.
İstahrî, İbn Havkal, Makdisî ve Yâkût el-Hamevî gibi müellifler, Cûdî Dağı'nın eteğinde bulunan Semânîn adlı bir yerleşimden sıkça söz ederler. Rivayetlere göre Nûh'un gemisinde bulunan seksen kişi burada yaşamış ve yerleşim yeri onların sayısına nispetle "Semânîn" adıyla anılmıştır. Özellikle Makdisî'nin verdiği bilgiler dikkat çekicidir. O, Semânîn'i sıradan bir köy olarak değil, tufandan sonra kurulan ilk yerleşimlerden biri ve bölgenin ilk şehirlerinden biri olarak tasvir eder. Bu anlatım, Semânîn'in bölge hafızasında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Bugün üzerinde durulması gereken husus, kaynaklarda anlatılan bu yerleşimin coğrafî konumudur. Tarihî metinlerde Semânîn'in Cûdî Dağı'nın eteklerinde bulunduğu belirtilmektedir. Günümüz Şırnak'ı da tam olarak bu coğrafyada yer almaktadır. Bu durum, bazı araştırmacıları Şırnak'ın eski Semânîn yerleşiminin devamı olabileceği düşüncesine sevk etmiştir. Elbette bugün için Şırnak'ın doğrudan Semânîn'in üzerine kurulduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir. Böyle bir iddianın arkeolojik kazılar, tarihî haritalar ve yeni bilimsel çalışmalarla desteklenmesi gerekir. Ancak mevcut tarihî kayıtlar, bu ihtimalin göz ardı edilmeyecek kadar güçlü olduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan bölge halkı arasında uzun yıllardır yaşayan "Şehr-i Nûh" geleneği de dikkat çekmektedir. Nûh Peygamber'in tufandan sonra yerleştiği bölgenin burası olduğuna dair anlatılar, yalnızca yazılı kaynaklarda değil, sözlü kültürde de yaşamaya devam etmektedir. Cûdî Dağı, Nûh Mescidi ve çevredeki tarihî mekânlar bu hafızanın günümüze ulaşan izleri olarak varlıklarını sürdürmektedir. Şırnak'ın geçmişine sadece birkaç yüzyıllık bir şehir tarihi olarak bakmak eksik olacaktır. Bölgenin hafızasında yer alan Semânîn, Şehr-i Nûh ve Cûdî Dağı üçlüsü, bu coğrafyanın insanlık tarihinin en eski anlatılarından biriyle ilişkilendirildiğini göstermektedir.
Bu nedenle Şırnak'ın tarihini araştırmak, yalnızca bir şehrin geçmişini değil, aynı zamanda Mezopotamya'nın kadim hafızasını da araştırmak anlamına gelmektedir. Belki de bugün yapılması gereken, tarihî kaynaklarda anlatılan Semânîn ile günümüz Şırnak'ı arasındaki ilişkiyi daha kapsamlı çalışmalarla ortaya koymaktır. Eğer bu bağ bilimsel olarak daha güçlü delillerle desteklenebilirse, Şırnak yalnızca bölgenin önemli şehirlerinden biri değil, aynı zamanda insanlık hafızasında özel bir yere sahip tarihî bir mirasın günümüzdeki temsilcisi olarak da değerlendirilecektir.
Semânîn'in sıradan bir köy olmadığına işaret eden bir başka husus da klasik kaynaklarda kullanılan isimlendirmelerdir. Bazı Arapça eserlerde yerleşimden "Sûku Semânîn" (Semânîn Çarşısı) ve "Medînetü Semânîn" (Semânîn Şehri) şeklinde söz edilmektedir. Bu ifadeler tesadüfî değildir. İslâm coğrafyacılığı ve şehir terminolojisinde "sûk", bölgesel ticaretin yürütüldüğü canlı pazar merkezlerini; "medîne" ise belirli bir büyüklüğe ve şehir kimliğine sahip yerleşimleri ifade eder. Eğer Semânîn küçük ve önemsiz bir köy olsaydı, kaynakların onu "medîne" olarak nitelendirmesi veya adına nispetle bir çarşıdan söz etmesi beklenmezdi. Bu durum, Semânîn'in kendi döneminde ekonomik ve sosyal açıdan gelişmiş bir yerleşim merkezi olduğunu göstermekte; dolayısıyla günümüzdeki Şırnak'ın kökenlerinin bu tarihî şehirle ilişkilendirilmesi ihtimalini daha da güçlendirmektedir.
Sonuç olarak, Şırnak'ın geçmişine dair yürütülecek her yeni araştırma, bizi biraz daha Semânîn'in izlerine yaklaştıracaktır. Belki de bugün Şırnak'ın altında yatan tarih, sanıldığından çok daha eskidir. Klasik kaynakların "Semânîn Şehri" ve "Semânîn Çarşısı" diye andığı bu yerleşim, yalnızca bölgenin değil, tufan sonrası insanlık hafızasının da en önemli merkezlerinden biri olabilir. Şırnak'ın tarihini araştırmak, yalnızca bir şehrin geçmişini değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en eski anlatılarından biriyle bağlantılı olan bir coğrafyanın kadim hafızasını da araştırmak anlamına gelmektedir.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.