Özofagus kanseri, dünya genelinde kanser ilişkili yaşam kayıplarında üst sıralarda yer alan bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Bu kanser türünün skuamöz hücreli karsinom ve adenokarsinom olmak üzere iki ana tipi bulunuyor. Skuamöz hücreli karsinom, genellikle tütün, alkol ve çok sıcak içecek tüketimiyle bağlantılı iken, adenokarsinom ise reflü hastalığı ve barrett özofagusu zemininde ortaya çıkıyor. Son verilere bakıldığında, özellikle Batı ülkelerinde obezite artışıyla birlikte adenokarsinom sıklığının son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiği görülebiliyor.
Özofagus kanserinin belirtileri genellikle geç dönemde ortaya çıkıyor ve hastalar tarafından önemsenmiyor. Yutma güçlüğü, göğüs veya sırt ağrısı, kilo kaybı, yutulan gıdaların geri gelmesi, ileri evrede ses kısıklığı ve yemek ya da sıvıların solunum yoluna kaçması gibi semptomlar gözlemleniyor. Özofagusun en sık ve en belirgin semptomu yutma güçlüğüdür ve katı gıdalarda başlayan zorluk zamanla sıvılara doğru ilerleyebiliyor. Belirtilerin ‘kendiliğinden geçer' düşüncesiyle önemsenmemesi tanının gecikmesine neden olabiliyor.
Özofagus kanseri tanısında temel yöntem endoskopi ve biyopsi olarak karşımıza çıkıyor. Değerlendirmede ayrıca EUS uygulanıyor ve tümörün derinliği ve lenf nodu tutulumunu belirlemede en duyarlı yöntem olan endoskopik ultrasonografisi kullanılıyor. Kesin evrelemeyi sağlamak için BT, PET-CT ve uygun hastalarda laparoskopi de planlama sürecinde yer alabiliyor. Doğru evreleme, tedavi başarısının en önemli belirleyicisi olarak görülüyor.
Özofagus kanseri tedavisine dair bilgi veren uzmanlar, evre I-III özofagus kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın kontrol altına alınmasında temel basamaklardan birini oluşturuyor. Günümüzde cerrahi girişimler çoğunlukla kemoterapi, radyoterapiyi içeren multimodal tedavi yaklaşımlarının bir parçası olarak planlanıyor. Tümörün yerleşimine ve hastanın genel durumuna göre farklı cerrahi teknikler uygulanabiliyor. İvor Lewis özofajektomi, McKeown olarak adlandırılan üç aşamalı özofajektomi, transhiatal özofajektomi ve minimal invaziv özofajektomi gibi yöntemler uygulanabiliyor. Ayrıca, neoadjuvan tedavisinin geliştirilmesi de önemli bir adımdır ve özellikle T2-T3 evre hastalarda kullanılan CROSS protokolü, günümüzde standart tedavi yaklaşımı olarak kabul ediliyor.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!